GERÇEK NEDİR?
Dr. Mohammad Omar Farooq
Translated from the original by: Dr. Haluk Günerman [Turkey]
Islamicity (April 18, 2003)
[Disclaimer: The original author does not know Turkish and therefore unable to independently vouch for the translation. However, the translator seems to have made a capable and conscientious effort.]
Gözlerimin açık
olduğunun farkındayım- çoğu zaman öyledirler. Fakat aklımın
gözleri kapalı idi.
Gerçek!
Nedir gerçek? Ve gerçeği size ne anlatır? Bu sözcükler
Kurandaki Hakka Suresinin (69) başlangıcıdır.
Bu ayetler,
insanın uyuşmuş bilincini sarsarak, onu tekrar yerine yerleştiren
ayetlerdir. Gözlerimin açık olduğunun farkındayım- çoğu
zaman öyledirler. Fakat aklımın gözleri kapalı idi. Bana ulaşan
bütün Allahın nimetlerine, kazandığım bütün bilgi ve
deneyime, çevremdeki iyi insanlara ve arkadaşlara rağmen; ben bir
insan olarak o kadar hatalarla doluyum ki, ve açık bilince kavuşmakta
o kadar yetersizim ki. Bunun farkında olarak, bu uyarıya çok ihtiyacım var
: Gerçek. Nedir Gerçek? ...
Çevreme baktığım
zaman, öyle örnekler görüyorum ki, bunların İslamın esası
ile pek az ilgisi var. E-Posta kutuma baktığımda, Müslümanların,
örneğin namazda Amin alçak sesle mi, yoksa yüksek sesle mi söylenmelidir
diye tartıştıklarını
görüyorum. Evet, namaz önemlidir, ve bu ibadetin sünnete uygun şekilde
yapılması gerekir ama, detaylar üzerinde bir sonuca varılmadan yüzyıllardır
görüşülmesi kimseye bir yarar sağlamıyor.
İslami
dergilerde sürekli olarak yeni icatların (bidat) öteki Dünyada Müslüman
kardeşlerimizi ulaştıracağı olumsuz sonuçlarla ilgili
uyarılar görmekteyim. Evet, Müslümanlar,
muhakkak inanç ve ibadetlerle ilgili bidatlara eleştirel gözle bakmalıdırlar
ama, böyle uyarıların sürekli olarak gündemde tutulması da bir
bidat olabilir. Çünkü Peygamberimiz bu metodu kullanmamıştır.
Ayrıca, teknoloji alanındaki icatlar ise, zamanımızın
aksi düşünülemez bir gerçeğidir. Acaba bu olay, sürekli olarak
yeniliklere karşı uyarılan bir toplumun, kendini tüm yeniliklere
kapatması şeklinde sonuçlanmıyor mu?
Cuma vaazlarında,
kadınların başlarını, saçlarının tek bir
teli bile görülmeyecek şekilde örtmeleri gereğini çok dinledim.
Evet, İslamın rehberliğine her alanda uymak önemlidir. İlginç
olan, kadınların Allahın emirlerine uymaları ve İslami
çizgide olmaları konusu gündeme geldiğinde; aşırı
gayretli ve baskıcı davranmıyor muyuz? Bir hutbe içinde hicap önemli
bir yer tutabilir; ama, neden, örneğin, savaşan kadınlar
la ilgili bir ayete hiç değinilmiyor?
-Allah onları kabul etti ve onlara şöyle hitabetti: Kesinlikle
ben, içinizden gerek erkek, gerek KADIN hiçbir iyilik yapanın işlediğini boşa çıkarmam,
hep birbirinizdensiniz. Benim
için hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların,
yolumda işkenceye uğrayanların, SAVAŞANLARIN ve bu uğurda öldürülenlerin suçlarını
örteceğim. Onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım.
Onlar, Allah tarafından tasavvur edemeyeceğiniz bir mükafata kavuşacaklar.
Mükafatın en güzeli Allah yanındadır. Al-i İmran,
195.
Camilerde, katı,
sert, yüksek sesli ve korkutucu hutbelere gerekli saygı ve ilgi göstermedikleri
için, çocukların azarlandıklarına tanık oldum. Ki bunlar,
erişkin insanlar için bile
pek çekici değildir. Evet, çocuklar, nerede nasıl davranmaları
gerektiği konusunda eğitilmelidir; Ancak, ya bu çocuklar, yaşadıkları
bu tatsız deneyimlerden ötürü, Camilerden soğurlarsa ne olacak? Bu
göz önünde tutulursa, tercihimiz ne olmalıdır?
Öyle veb
siteleri gördüm ki, buralarda, hiçbir zaman kurtuluşa eremeyecek Müslüman
Grupları listelenmiş. Evet, doğru şeylere inanılması
ve doğru işlerin yapılması önemlidir; ama Kuranın
(Müminun, 52-53) tefrikaya (ayırımcılığa) karşı
olduğu da bir gerçektir.
İslam Dünyasının
çeşitli bölgelerinde, harcıalem kitaplarda, İslamın 124
veya 132 farzından bahsedilir. Bu liste içinde dört mezhebe inanmak,
da vardır. Tabii ben bu liste kapsamını tam olarak bilmiyorum.
Ancak şuna değinmek gerekir ki, hangi mezhepten olduğumuz doğduğumuz
yer ve zamana bağlıdır; Yani elimizde değildir.
Peygamberimiz zamanında ise bu mezhepler yoktu, ne kendisi nede ashabı
böyle bir kavramı bilmezlerdi.
Bütün bunların
bir de olumlu yanı vardır. Esas olarak, bütün bu kimseler sonunda
kurtuluşa (felah) ermek için uğraşıyorlar. Büyük çoğunluğu,
kendi kültür ve inanışlarına göre ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar.
Fakat, bu işte bir çarpıklık var. Barış anlamına
gelen İslam, hiçbir yerde barış içinde uygulanmamakta.
Kendilerine İslami devlet diyenler ne dışta ne içte barış
içinde değiller. Müslümanlar birbirleri ile de barış içinde
değil. Dünya halkı içinde müslümanların çoğunluğu,
düşük okuma-yazma oranı, fakirlik, çocuk ölümleri, güvensizlik,
ve böyle olumsuzluklar içinde. Maalesef gerçek bu. Bunları bir kenara
koyarak, felaha ermek yolunda, ritüel detaylara verilen aşırı önemle
mi kendimizi tatmin etmeliyiz?
Eğer felah
veya o gerçek bizim son amacımız ise, Müslümanların, önceliklerini
yanlış algıladıkları görülmektedir. Gerçekten, Müslümanlar,
bir ana İslami ilke olan itidal ve denge unsuru ile ilişkilerini
kaybetmiştir. Oysa, bu ümmetin en önemli özelliği, dengeli ve
ılımlı bir ümmet (ümmet-ül vasat) olmasıdır (Bakara,
143).
Müslüman inanışı
ve uygulamaları, maneviyat ve
davranış boyutu bir kenarda bırakılarak, aşırı
ritüellik ve kuralcılığın gölgesinde kalmıştır.
Kuran bize, büyük günahlardan uzak durmamızı, böyle yaparsak, küçük
günahlarımızın affedileceğini söyler (Nisa, 31). Buna rağmen
bizler hala detaylar üzerinde yoğunlaşıyor ve onları bir türlü
aşamıyoruz.
Bir tek Hadis yüzünden,
ki onun da gerçekliği tartışılabilir, (Başına bir
kadını getiren millet, ilerleyemez, Buhari, Cilt 5-709), liderlik
konusunda sınırlayıcı ve kısıtlayıcı birçok
kural geliştirilmiştir. Öte yandan, Peygamberimiz şunu söylemiştir:
Kılı kırk yaranlar mahvolmuşlardır (Buhari cilt
4-6450). Oysa, sırf detaycılık yüzünden, tefrika (ayırımcılık)
bu kadar yaygın hale gelmiş ve Müslümanlar, yine başka Müslümanların
elinden ve dilinden zarar görür hale gelmişlerdir. Peygamberimizin ünlü
bir Hadisi olan, Hesap Gününde, mahvolmuş olanlar, ağır
sorguya uğrayacaklardır (Hazret-i Ayşe, Ebu Müslim 6874)
unutuluyor. Ve bizler, hala, küçük detaylar yüzünden başkalarını
eleştiriyor ve kınıyoruz.
Yanlış
benzetme sayılmazsa; detaylara düşkünlüğü, sanki insanın
kendisini sevdiğine vermesi kabilinden bir güzellik gibi algılamaktayız.
Çünkü, Allah, ilişkilerimizin sevgi düzeyine yükselmesini istiyor, değil
mi? İman edenler ise, Allah için SEVGİce daha kuvvetlidirler.
Bakara, 165). De ki :eğer
Allahı seviyorsanız, hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve
suçlarınızı bağışlasın. Allah daima bağışlayan
ve esirgeyendir. (Al-i İmran, 31). Allah, annelerin çocuklarına
duyduğu sevgiden daha çok sever (Riyad-üs Salihin, 418).
Sevgi ilişkisi
öyledir ki, kılı kırk yarma detaycılığı
ile bağdaştırılamaz. Sevgi ilişkilerinde, birçok
şey konuşulmaz, yalnızca anlaşılır. İlginçtir
ki, sevgi ilişkisinde, öyle zamanlar vardır ki, sevgi, iletişimimizi
gölgeler, kelimeler kaybolur. İşte bu, sevginin lisanıdır.
Din ve Sünnet
sevgimizin, detaycılığa dönüşmemesi, yalnızca
akademik bir tartışma konusu değildir. İslam Alemi içinde birçok yerde, bunun günlük
hayattaki etkileri görülmektedir. Bazı ülkelerde, Müslümanların
can güvenliği, ancak İslam karşıtı otoriter ve monarşik
rejimlerde sağlanmaktadır.
Detaylara
verilen aşırı önemin yanında, Müslüman cemaatinin önemli
bir özelliği de biçime
özden daha fazla önem verilmesidir. Teheccüd namazı ile sabah
namazı arasında uyumak doğru mudur değil midir tartışmasına
çokça rastlamışızdır. Dergilerde veya internette, Salat-ı
Vitirde Kunut Duasının rükudan önce mi sonra mı okunacağı
konusu ile çok karşılaşmışızdır. Bazı
tartışmalar, örneğin, dua sırasında eller kaldırılmalı
mı? gibi, hiç bitmez. Bunlar yüzyıllarca ve nesillerce süregelmiştir.
Oysa, Peygamberimiz, Allah sizin görünüşünüze veya zenginliğinize
değil, iman ve amelinize bakar, demiştir (Müslim, Cilt 4, 6221).
Evet, kuralcılığa
aşırı önem verilmesi bizi, üzerinde durulması gerekli özelliklerden
ve davranışlardan uzakta tutmuştur. Oysa Peygamberimiz, Bir müminin
güzel ahlakı kendisini her gece ibadet eden ve her gün oruç tutanların
derecesine yükseltir, (Ebu Davud, 4780) demiştir. Herhalde, Gerçeği
(El Hakka) önemseyen herkes, Peygamberimizin şu sözüne kulak vermelidir:
Hesap Gününde, bir müminin terazisine konulacak hiçbir şey, güzel
ahlaktan daha ağır değildir, (Ebu Davud, 4781).
O zaman, biraz
Gerçekle meşgul olalım. Görüldüğü gibi, salt sonuca baktığımızda,
salih amellerimiz bile bize fazla yardımcı olmayacaktır. İçinizden
hiç kimsenin ameli sizi kurtarmayacaktır (Cehennem Ateşinden)
Sahih Buhari, Cilt 8, 470). Özellikle bu Hadis benim gibi hata ve ihmalle dolu
sıradan bir Müslüman için çok öğreticidir. Yüz farzın ne
olduğunu bilmiyorum. Teravih namazını bazen yirmi, bazen sekiz
rekat kılarım. Sakalımın uzunluğu gereği kadar mıdır
bilemem. Bütün bu hata ve
kusurlara rağmen acaba neyi ümit edebilirim?
Ancak, bir önceki
Hadis gerçekten ümit kesmeyenlere, ümit vermektedir. Peygamber tebliğlerini
benim mütevazı incelemem, gözlerimi açmıştır. Eldeki
kitapları, yani Buhari, Müslim, Ebu Davud, Muatta ve diğerlerini
dikkatlice okuduğumda; Hiçbirinde, kimsenin, ritüelleri doğru uygulamaktan
dolayı affedildiğini veya kurtuluşa erdiğini görmedim.
Ancak, birçok Hadiste, hoşgörülü davranışlarından dolayı,
bazı kimselerin felah bulduğunu, affedildiğini, veya Cennetlik
olduğunu gördüm. Bunlar, bize
göre, hiç de kurtulacak kimseler değildi. Birkaçına bakalım.
Hiç salih
amel işlememiş bir adam, yoldan dikenli bir dalı kaldırır;
Bu dal ya bir ağaçtan kesilmişti, ya da yola bırakılmıştı,
adam onu oradan kaldırdı. Allah bu hareketi kabul etti ve adamı
Cennete soktu Ebu Davud; Cilt 3, 5225).
Bir fahişe
Allah tarafından affedildi. Çünkü, bir kuyu yanında gördüğü
susuzluktan perişan olmuş ve neredeyse ölmek üzere olan bir köpek için
, ayağından ayakkabısını çıkarıp, başörtüsünün
ucuna bağlayarak, kuyuya sarkıtıp su çekti ve köpeğe su
verdi. Allah, bunun için onu affetti (Buhari, cilt 4, 538).
Hazret-i Ayşeden
rivayet edilir: Bir gün bir fakir kadın ve iki çocuğu kapıma
geldi. Onlara üç tane hurma verdim. Kadın çocuklarına birer tane
verdi, ve üçüncüsünü yemek için ağzına götürdü. Ama, kızları
doymamışlardı, daha istediler. O zaman, kadın, son kalan
hurmayı ikiye bölerek onlara paylaştırdı. Bu, beni çok
etkiledi. Allah Resulüne olayı anlattığım zaman şöyle
dedi: Allah şüphesiz onu Cehennem ateşinden kurtararak, Cennetle müjdelemiştir
(Müslim, 6363).
Yukarıdaki
her olayda benzerlikler vardır. Yoldan dalı kaldıran adam da,
fahişe de dindar insanlar değildi; Kadının ise dindar olup
olmadığını bilmiyoruz. Diğer bir benzerlikse şu:
Hiçbirinin hareketinin herhangi bir akide veya ritüelle ilişkisi yok.
En önemli benzerlik ise, bu insanların hareketlerinin hiçbirinin,
kimseden gelecekteki bir beklenti karşılığı yapılmayışlarıdır.
O kadar ki, bir tanesinde o hareketten yararlanan yalnızca bir köpekti. Bütün
bu davranışlar, spontane (anlık) hareketlerdi, ve Allahın
merhametinin bir yansıması olarak, insanlıklarının
ortaya çıkması idi.
Benim küçük
aklım yine rotayı Hakka Suresine döndürüyor! Bu sure kapsamında,
sapkınlıkta ısrar ettikleri için ortadan kaldırılan
kavimlerle ilgili pek çok genel konu yer almaktadır. Ama, başkalarının
yaşamına bir dokunuş olarak nitelendirilebilecek bir tane de özel
konulu ayet vardır (Ayet 34). Kuran içinde, salih amel (yararlı
davranışlar), iman ile birlikte, inananların kişiliği
ve tanımlanması için önem taşıdığından, çok
yerde zikredilir. Salih amelin,
kurtuluşumuz için önem taşıması, herhalde başkalarının
yaşamlarına yönelik olmasından gelir sanırım. Yukarıda
verilen örneklerin tümü, başkalarına yönelik hareketler olması
idi; Ve bu başkaları, Müslüman olabileceği gibi, Hindu, Hıristiyan,
Yahudi, Budist, sekülarist veya ateist de olabilirdi.
Bugün Müslümanlar
savaşmaya (çoğu da kendi aralarında olmak üzere) verdikleri önemi,
başkaları için yararlı işler yapmakta göstermiyorlar. Aslında
Gerçekle buluşmamız için, , Allahın rahmetiyle,
merhametiyle, ve ilgisiyle, o annenin çocuklarına hurmaları paylaştırması,
adamın yoldan dikenli dalı kaldırması, ve fahişenin köpeğe
su vermesi, gibi salih ameller benzeri
davranışlarda bulunabiliriz. Onların
o sırada, bir mümin veya müslüman olmak gibi bir düşünceleri
yoktu. Onlar, içimizdeki insanlığın gereği olarak öyle
davrandılar. İslam, içimizdeki insanlığın ortaya çıkmasını
da ister. Dinin gereği olan ve Kuran ve Sünnette belirtilen detaylara
olan bağlılığımız, muhakkak, geniş anlamda
etnik, dini ve diğer sınırlamaların üzerine çıkarak-
insanlığımız ile dengelenmelidir.
Böylece, genelde bize öğretilen ve bizlerin Müslümanlar olarak
uygulamakta olduğumuz ritüel ve detaylara, İslami davranış
biçiminin eklenmesi de gerekmektedir ki, Gerçeğe varabilelim.
Bireyler olarak
bizler, böyle bir İslami
yaklaşım sahibi olmak için ne yapabiliriz? Neden bugün basit bir
şey yapmakla işe başlamayalım?
Basit
Bir Şey!
Yaşamda
yapacak çok şeyler var ki
Evet, birçok söylenecekler gibi
Bilirim gerçekten yapabilirim
Bugün basit bir şey yapmak isterim
Bir
arkadaşın, ya bir yabancının
Onlar olmazsa bile bir köpeğin
Susuzluğunu gidereyim biraz
Yükünü taşıyayım birisinin
Birilerini
rahat ettireyim
Ya da bir kişiye yardım edeyim
Eğer yolumun üzerinde varsa
Yoldan bir dikenli dal kaldırayım
Ümit
veren birkaç söz söyleyeyim
Ya da birine bir yol göstereyim
Bir günde yapılır şeyler bulayım
Ya Rab, bugün basit bir iş yapayım.
Bu amatörce
yazılmış basit şiirim, sizlere bir Hadisi hatırlatır
sanırım. Ebu Hureyreden rivayet edilen: Sadaka, insan vücudunun
tüm azalarından verilebilir. Her gün Güneş doğduğunda,
iki kişi arasında adil olmak, sadakadır; Bir insana, bir binek
hayvanına binerken veya bir yük kaldırırken yardım etmek
sadakadır; Bir hoş söz sadakadır; Namaza katılmak için atılan
her adım sadakadır; Zararlı bir şeyi yoldan kaldırmak
sadakadır (Ebu Müslim, Kitab-ül Zekat, 2204).
Bu makalenin
yazarı, Upper Iowa Üniversitesinde, ekonomi ve finans dalında Doç.Dr.
olarak görev yapmaktadır. farooqm@globalwebpost.com ; http://www.globalwebpost.com/farooqm
Yazıyı İngilizce aslından çeviren: Dr.Müh.Haluk Günerman, gunerman@superonline.com
| This page has
been visited by |
Home Index of My Writings Have you visited my other sites? Kazi Nazrul Islam? Genocide/Bangladesh/1971? Hadith Humor? Economics-Finance? |
Haluk
Günerman GERÇEK
NEDİR? Mohammad Omar Farooq Islamicity Turkey Islam
Haluk
Günerman GERÇEK
NEDİR? Mohammad Omar Farooq Islamicity Turkey Islam
Haluk
Günerman GERÇEK
NEDİR? Mohammad Omar Farooq Islamicity Turkey Islam
Haluk
Günerman GERÇEK
NEDİR? Mohammad Omar Farooq Islamicity Turkey Islam
Haluk
Günerman GERÇEK
NEDİR? Mohammad Omar Farooq Islamicity Turkey Islam
Haluk
Günerman GERÇEK
NEDİR? Mohammad Omar Farooq Islamicity Turkey Islam
Haluk
Günerman GERÇEK
NEDİR? Mohammad Omar Farooq Islamicity Turkey Islam
Haluk
Günerman GERÇEK
NEDİR? Mohammad Omar Farooq Islamicity Turkey Islam